Yedinci Gün – İhsan Oktay Anar

yedincigun
te_ori
Mayıs18/ 2013

İhsan Oktay Anar’ın 2012’de çıkan son kitabı Yedinci Gün için hazırlanmış bir sözlük çalışması. Kelimler genel olarak kitaptaki ilk kullanımlarına göre sıralılar. Kanattimizce bu kelimeleri kulakardı etmek kitabı okuyanlar için pek de hayra vesile değildir.

Sayepuş: Taht üstüne kurulan dört ayaklı gölgelik.

Kruvaze: ön kapama kısmı üst üste gelen ceket, yelek vb.

Müstahdem: istihdam edilmiş olan, görevli, çalışan.

Peklik: kabız.

Şayia: söylenti, dedikodu.

Beynelminel: beynelmilel, uluslararası.

Atlant: atlas’ın çoğulu. atlas mitolojide evrei sırtında taşımakla cezalandırılmış bir titandır. mimari ve heykelde taşıma sütunlarının insan figürü olanlarına bu ad verilir. ayrıca şamdan gibi herhangi bir şey taşıyan aletlerde de aynı üslüpla yapılmış taşıyıcılarada da kullanılır.

Tezyinat: tezyin. boyama, süsleme,e bezeme.

Çırağpa: çırağ + pa. çırağ fitil, kandil gibi yanarak ışık veren nesen, pa da ayak demek. bunları taşıyan araç demek.

Şuara: şairler. ayrıca kuran’da musa’nın asası, nuh tufanı, ad, semud kavimlerinin helak edilişi gibi pek çok olaydan bahseden sure.

Ziya: ışık. tasavvufta eşyayı hakk’kın gözüyle görme.

Mürettip: tertip eden, düzenleyen. matbaa’da basılacak şey için harfleri düzenleyen kişi, dizgici.

Kaşane: yuva, ev, zengin kimselere ait gösterişli evler.

Teyakkuz: tetikte olma hali. yakaza kökünden gelmektedir. yakaza uyku ile uyanıklık arasındaki yarı bilinçli hal demektir.

Çolpa: ayağı sakat olan.

Mülazım: osmanlı ordusunda teğmen.

Tıraka: korku.

İstidat: bir işe yatkınlık, uzmanlık. doğuştan gelen yetenek.

İstim: duman.

Havut: hamud. at, deve gibi hayvanların yük taşıması için kullanılan alet. deve semeri.

Taaffün: küflenmiş. kötü kokan.

Evrad: vird’in çoğulu. vird dua, güzel söz, istek demek.

Mukabele: karşılık vermek, karşılamak. karşılıklı kuran okumak. islam’da hz. muhammed’in ayetlerini doğruluğunu onaylatmak için cebrail’e okumasına arz, cebrail’in de bunları doğrulayarak muhammed’e tekrar okumasına mukabele denir.

İntiba: izlenim. ilk görüşmede kişide oluşan fikirler.

Muhavvile: dönüştürücü.

Şerare: kıvılcım.

Şua: ışın.

Mükessife: kondansatör. elektirk akımını depolayan bir elektronik parça.

Cezbe: çekmek. bir şeyin etkisine kapılmak. tasavvufta allah’ın kullarını kendine çekmesi ve kulun bu hal ile coşması.

Elektirkiye-i sakine: durgun/statik elektrik.

Muhassala: hasılat, toplam. bileşke kuvvet. ağırlık merkezi.

Harümüntakili sübap: ısı ileten, tahliye eden sübap.

Tombaz: su üstündeki araçtan kıyıya geçmek için yardımcı olarak kullanılan sal, platform.

İstimbot: buharlı gemi.

Gudde: zerre, danla.

İfrazat: salgılamak.

Nümayiş: gösteri, miting.

Selatin: sultan tarafından yaptırılan yapılar.

Mefküre: fikir kökünden gelme. ülkü, ideal demek. ziya gökalp tarafından türetilmiş bir kelimeymiş.

Muttarid: ittirad ile hareket eden. ittirad: ritmik, sürekli ve düzenli demek.

Muhteriz: çekingen.

Tabnak: parlak ışıklı.

Ratıp: nemli, rutubetli.

Saik: sebep, güdü.

Priap: yunan mitolojisinde diyonisos ile afrodit ya da bir nymphanın oğlu. penisinin çok büyük olmasıyla meşhur olupbereketi simgelemekteymiş.

Müzekker: zeker kökünden gelir. erkeksi, erkeğe has olan demek.

Tehzil: hafif görme, alaya alma.

Mastori: meyhanedeki en yetkili garson. meyhane sahibine de barba denirmiş.

“Lâ yuâhizukumullâhu bil lagvi fî eymânikum ve lâkin yuâhizukum bimâ akkadtumul eymân(eymâne), fe keffâretuhu it’âmu aşereti mesâkîne min evsatı mâ tut’ımûne ehlîkum ev kisvetuhum ev tahrîru rakabeh(rakabetin) fe men lem yecid fe sıyâmu selâseti eyyâm(eyyâmin) zâlike keffâretu eymânikum izâ haleftum vahfezû eymânekum kezâlike yubeyyinullâhu lekum âyâtihi leallekum teşkurûn(teşkurûne).”

Maide suresi 89. ayet: Allah sizi, yeminlerinizdeki boş sözlerden dolayı sorumlu tutmaz. fakat, akid yaptığınız yeminlerden dolayı sorumlu tutar. artık onun kefâreti (cezası), ev halkınıza yedirdiklerinizin ortalamasından on yoksulu yedirmeniz veya onları giydirmeniz ya da bir köle azad etmenizdir. fakat kim bunları bulamazsa, o taktirde üç gün oruç tutsun.işte bu, yeminlerinizi bozduğunuz zaman onların (yeminlerinizin) kefâretidir. ve yeminlerinizi koruyun (onları bozmaktan sakının). allah, âyetlerini size işte böyle açıklıyor, umulur ki böylece siz şükredersiniz.

“Yâ eyyuhâllezîne âmenû innemel hamru vel meysiru vel ensâbu vel ezlâmu ricsun min ameliş şeytâni fectenibûhu leallekum tuflihûn”

Maide suresi 90. ayet: ey âmenû olanlar! ancak şarap, kumar, (tapınmak için konulan) dikili taşlar (putlar) ve fal okları, şeytanın işlerinden pis şeylerdir. artık bunlardan kaçının. umulur ki böylece siz felâha erersiniz.

İrsal: ulaştırma.

Mursile: ulaştırılacak olan hedef. kitapta hoparlör için kullanılıyor.

Kagir: taşların üst üste atılarak ve aralarına harç konularak yapılan evler.

Kazulet: iri yarı, sevimsiz. kalas.

Lenduha: çok iri, kaba şey. lend-i har (eşek siki) nin konuşma dilinde farklılaşmış olduğuna dair bir iddia var.

Tekfir: kafir ilan etme.

“’Allahümme, erinel’hakka hakkan,ver’zuknel’ittiba’a ileyhi, ve erinel’batıle batılen verzuknel’ictinabe anhü, ve erinel’eşyae kema hiye hakkuha.’”

“allah’ım!hakkı (doğruyu) hak olarak göster ve hakka tabi olarak yaşamakla bizi rızıklandır.bize batılı (eğriyi-yanlışı) batıl olarak göster ve ondan kaçınmakla bizi rızıklandır ve eşyanın hakikatını olduğu gibi bize göster.”

Mühtez: titrek.

Tevsi: genişletmek.

Müvessi: genişletici.

Mebzul: cömertçe, çok miktarda, fazlasıyla.

İhtizaz: titreşim.

Müşir: gösterge.

Tevali: süreklilik, ardı ardına gelme. kitapta frekans nietine kullanılmış olabilir.

Bevval: çişli.

Mütehavvil: değişken, kararsız.

Ufki: yatay.

Şatuli: dikey,, düşey.

Memnu: men edilmiş, yasaklanmış.

İstikrah: tiksinme, iğrenme.

Zekavet: çok zeki olma.

Uzeym: kemikçik.

“non est dolor sicut dolor meus” : benimkine benzer bir acı yok.

Asude: dingin.

Müsavat: eşitlik.

Uhuvvet: kardeşlik.

“Allahümmağfirlî mâ kaddemtü vemâ ahhartü vemâ esrartü vemâ a’lentü vemâ esraftü vemâ ente a’lemü bihi minnî entel mukaddimü ve entel muahhirü lâ ilahe illa ente.”

“allahım! evvel işlediğim, sonra işlediğim, gizli ve açık işlediğim, israf ettiğim ve senin benden daha iyi bildiğin günahlarımı affet. önde sen ve sonda sensin. senden başka ilah yoktur”

Kevn: varlık, var olmak.

Müstağni: doymuş, doygun, kimseye minnet etmeyen. gönlü tok.

Üdeba: edipler, edebiyatçılar.

‘audi, vide, tace’: dinle, gör, sus.

Bikir: bekaret.

İzale: gidermek.

Bikri izale etmek: bekaret bozmak.

Vebin: korkak.

Zatülhareke: kendisi hareketli olan. kendinden hareket edebilen. otomobilin osmanlıcası.

Tenvir: aydınlatma.

mors alfabesiyle yazılan kısım: ben enver pasa ulan kalkmis yarrak evladi eseklere siktirecegim

Fasıla: mesafe, ara.

Muvazene: denge.

Tevcih: yönelmek