Türkan Şoray’ı sinemaya kazandırdım ya, benim rolüm gitmiş, ne önemi var.

Panter-Emel-Yildiz
iaydinlar
Nisan19/ 2013

Türkan Şoray 14-15 yaşlarında okullu bir kız çocuğudur. Yeşilçam filmlerinde oynayan komşusu Türkan Şoray’ı bir gün gezsin görsün diye çalıştığı film setine götürür. Film setinde Türkan Şoray anında farkedilir. Komşunun rolü apar topar ona verilir. ‘Köyde Bir Kız Sevdim’in başrolünde oynayarak Türk sinemasının gelmiş geçmiş en büyük efsanelerinden biri olur Türkan Şoray. Türkan Şoray‘ı sinemaya kazandıran komşu kim biliyor musunuz? Emel Yıldız. Namı diğer Panter Emel.
Yıllar sonra karşılaştıklarında: “Sizi sinemaya kazandırdım ya,” der Emel Yıldız. “Benim rolüm gitmiş, ne önemi var.”

Diğer Bilgiler:

1941’de Bulgaristan’ın Rusçuk kentinde doğdu. 1 yaşında iken ailesi ile birlikte Türkiye’ye gelerek, İstanbul’un Karagümrük semtine yerleştiler. İlkokul’da okuduktan sonra Fatih kız Ortaokulundan mezun oldu. 10 yaşında iken babası vefat etti. Onu annesi büyüttü. Müziğe yatkınlığı ile küçük yaşlarda mandolin ve akordeon çalmasını öğrendi. Usta müzisyenlerden alaturka nota ve musiki dersleri alarak sahneye çıktı. Şarkıcılık ve dansözlük yaptı. 1958’de “FERYAT” adlı filmle sinema oyunculuğuna başladı. Bir çok filmde oynadı; devrinin sinema dergilerinde ve magazin basınında sıklıkla yer aldı. Sinemayı bıraktıktan yıllar sonra, televizyon ekranlarına hayvansever olarak çıkarak, Panter Emel adıyla tanındı.

 

28 Mart 1999 tarihinde Emel Yıldız ile yapılan röportaj:

Emel Hanım hayvanları neden seviyorsunuz?
Bu direkt sevgiyle alakalı bir şey değil. Bu aslında biraz da sevginin daha ötesinde bir şey. Sevmediğimiz bir sürü insan var. Onları öldürüyor muyuz ya da yanlarından geçerken tekmeleyip taş mı atıyoruz? Bu biraz da saygıyla ilgili. Onları insanlar sevmediği için seviyorum diyebilirim. Ben de isterdim ki evimde bir tane kedim olsun. Ama hiç kimse sokaktan evine kedi almadığı için bizlere biraz fazla yük düşüyor. Öbür türlüsü ikiyüzlülüktür. ‘İnsanları severim, hayvanları sevmem’ diyorlar, öyle şey olmaz. Hayat, tüm canlıların paylaştığı bir bütündür.

Size neden Panter Emel diyorlar?
O lakabı bana Kanal D uygun görmüş. Doğrusu şikâyetçi değilim. Yani köpek Emel de deseler aynı şekilde mutlu olurdum. İsmimin başında bir hayvanla anılmam kötü bir şey değil. Bu eşek de olabilirdi, yine fark etmezdi.

Biz toplum olarak hayvanları pek sevmiyoruz galiba. Ne dersiniz?
Bir kere Orta Asya’dan gelmişiz, göçer bir toplumuz. Yerleşik düzenimiz olmayınca yerleşik hayvanlarımız da olmuyor. Hayvanlara sadece çıkar ilişkisi olarak bakmışız. Kedi, ahşap evlerde çok fare olur diye beslenmiş. Ailelerin de çok etkisi var. Çocuğu eline bir sapan aldığı zaman annesi ‘Yapma çocuğum cam kırarsın’ der. Yani kuşa bir şey olur demiyor anne. Çocuğun sapanla kuş öldürmesi hiç önemli değil. Şimdi bu kadar maddeci yetişen bir çocuktan ne beklersiniz. Bugün Türkiye’de belediye başkanları tarafından çocuklara 500 bin lira karşılığında kedi köpek toplattırılıyor.

Hangi belediye bu?
Sakarya’nın Taraklı Belediye Başkanı Halil Aydın’ı televizyonda izledim. Belediyenin megafonuyla kedi köpek topluyorlardı. Taraklı nerede bilmem, adamı da hiç tanımam. Ama vahşeti gördüm. Çocuklar sopalarla kedi köpek öldürüyordu. Gittim Taraklı’ya Belediye’ye çıktım, sordum, ‘Bunu yapmak, için Belediye Meclisi’nden karar aldınız mı?’ dedim. ‘Hayır ben bunu cebimden ödeyeceğim’ dedi. O zaman ‘Bu hayvanlar 500’er bin lira ediyor ama siz beş para etmezsiniz’ dedim.
O da sizi mahkemeye verdi…
Böyle bir davanışta kim olursa olsun, aynısını söylerim. Yani yedi ay hapis değil, idam edeceklerini bilsem yine söylerim.
‘Hayvanlara dokunmayın panter kesilirim’ diyorsunuz yani.
Bunun ‘Panter Emel’likle bir ilgisi yok. Sen 500 bin liraya çocuklara kedi köpek öldürtürsen, sonra o çocuk neler yapmaz? İşte bir çocuk dört yaşında çocuğu öldürdü geçen gün. Çocuklara sevgiyi değil de, can almayı öğretiyorsak, yarının potansiyel katillerini yetiştiriyoruz demektir. Sen istersen bu ülkenin başbakanı ol. Bu hareketi yaparsan ben de aynı şeyi söylemek zorundayım. Birilerinin söylemesi lazım.
Hâkim, ‘Emel Hanım bu işi yine yapar’ diye para cezasına çevirmemiş, değil mi?
Evet, yine yaparım. Bu eğer bir suçsa, ben hayatımın sonuna kadar bu suçu işlerim. Bu mu suç, onun yaptığı mı? Çocuklarımıza kimse para karşılığı can almayı öğretemez. Kimsenin böyle bir hakkı yok. Yanlış hesap Bağdat’tan döner. Dosya mutlaka incelenecek temyizde düzeltilecek diye düşünüyorum.
Bütün bunlar sevgisiz bir toplum olduğumuz için mi, neden yani?
İşte bakın, bugün Türkiye’nin içine düştüğü durumun nedeni budur. Çünkü sevgisiz toplum olduğunuz anda
akşamları televizyonda kan revan görüntülerini, herkes birbirinin gırtlağını sıkmasını izlersiniz. Sevgi soyut bir
şeydir. Siz çocukluğunuzda bunu öğrenemezseniz, nasıl öğreneceksiniz? Anne baba bir yavru kedi gösterecek, çocuk onu sevecek, onu besleyecek filan. Sevgiyi öğrenecek. O çocuk sonra hiçbir canlıya kolay kolay zarar veremez.
Artık, çocuklar daha sert yetiştiriliyor galiba…
Çocuklar öldür, vur, kırla yetişiyor. Çocuklar önce oyun diye karınca öldürerek başlar, sonra sinekleri öldürür. Sonra kedi köpeklere zarar verir. Eğer aileler bunları engellemezse bu ona yetmez. Batılılar aptal mı, her evde bir hayvan besliyorlar. Bir faydasını görüyorlar ki yapıyorlar bunu.
Hayvansever bir toplum olsaydık sizce ülkede neler değişirdi?
Şimdi poltikacılar seçimler için konuşmalar yapıyorlar. Bırakın hayvanı, çevre adına hiçbirinin ağızından tek kelime çıkmıyor. Aslında aklı başında politikacının bilmesi lazım ki 2000’li yıllar çevre hareketinin yılları olmak zorunda. Çünkü, radyasyon tehlikesi, nükleer santrallar, ekolojik denge bozuluyor, bunlar hiçbir şeyin farkında değil.
Bizim liderin de hayvanlarla pek arası yok galiba. Örneğin, Bill Clinton’ın bile Beyaz Saray’da beslediği bir kedisi vardı.
İnsan hayvan sevmeyebilir de. Sevmeme hakkı da var tabii. Ama sevmemek, ona zarar verme hakkı taşımıyor. Bırakın liderleri, bir belediye hayvanları öldürüyor. Gidiyor soruyoruz, ‘hayır yapmadık’ diye inkâr ediyorlar. Peki iyi bir şey yaptınızsa niye saklıyorsunuz? Kötü bir şeyse niye yapıyorsunuz? Bunu kamu yararına yaptınsa söyle. İçlerindeki o öldürme dürtüsü gereği olayı kan dökmeden halledemiyorlar.
Sizce insanlar neden böylesine şiddet taraftarı oldu?
Şiddet bir bütün, ülkede birtakım insanlar, hayvanlara şiddet uyguluyorsa, bu insanlara da uygulanıyor demektir aslında. Canlılar arasında hiyerarşik bir sınıflama yapılıyor. Bu insanlar arasında da oluyor. Sünnileri, Alevilere tercih ediyorlar, Türkleri, Kürtlere tercih ediyorlar, sağcıları solculara tercih ediyorlar. Yaşam hakkına saygı duyan bir insan böyle bir ayrım yapmaz. İnsanlarımız yaşayan her şeye saygı duysalardı, zannediyorum Susurluk ve benzeri olaylar yaşanmazdı.
Neden hiç kimse sizin gibi düşünmüyor ya da sizi desteklemiyor?
Ateşli insan hakları savunucularının samimi olmadığına inanıyorum. Eğer kendi türü dışındaki canlılara yapılan işkencelere sesleri çıkmıyorsa, onların bizatihi kendilerinin işkenceci olduğuna inanıyorum. Bir iki kişinin dışında ünlü köşe yazarlarımız işkenceye karşıdırlar, insan hakları savunucusudurlar, ama hiçbir zaman hayvan hakları konusunda bir şey yazmazlar.
Peki son yıllarda özellikle varlıklı kesimlerde yaygınlaşan hayvan sevgisini nasıl değerlendiriyorsunuz?
Yalan… Bu hayvanlar yabancı ülkelerden dolar karşılığı ithal ediliyor. Bu arada bizim kendi hayvanlarımız sokaklarda öldürülüyor. Bu nasıl bir hayvan sevgisidir anlayamıyorum. Böyle sevgi olur mu, sevmekse amaç, bunların hepsi hayvan, neden ayrım yapılıyor? Kendi yaşadığınız ülkede belediyeler hayvanları öldürsün, siz bunları görmezden gelip, para ödeyip dışarıdan hayvan getirin…
Afedersiniz ama bizim toplumda sizin gibi hayvan sevgisi ağır basan, çok sayıda kedi köpek besleyenlere ‘deli’ derler.
Hayvan sevgisi başka bir şeydir, vardır ya da yoktur. Hayvan sevgisi olmayan insan, olanı kıskanır. ‘O duygu onda var, bende yok’ diye düşünür. Keşke herkes öyle deli olsa… Çok güzel bir delilik. Keşke herkes böyle bir şeyleri sevdiği için deli olsa.