Şenol Güneş, benim gibi adamın önüne lapin gibi atladı sonra çimleri yoldu. Ben adamı rezil ederim.

arifkocabiyik
iaydinlar
Nisan17/ 2013

Fenerbahçe ve Galatasaray’da şampiyonluk yaşayan Arif Kocabıyık bilinmeyenlerini tumspor.com’a anlattı. Namı diğer Çingene Arif neler söylemediki!

80’li yıllardan en hatırda kalan futbolculardan biri sensin, Fenerbahçe ve Galatasaray’da hem özel yaşantın hem yetenekli futbolculuğun ile uzun süre gündemde kaldın. Futbolculuk hikayeni kısaca özetler misin?

1958 İzmir doğumluyum, 1980 yılında İzmirspor’dan Fenerbahçe’ye transfer oldum.1984 yılına kadar Fenerbahçe’de forma giydim 2 şampiyonluk gördüm. O zaman Fenerbahçe’de muhteşem bir kadro vardı Alparslan Eratlı, Cem Pamiroğlu, Deli Bahtiyar, Paşa Hüseyin, Selçuk Yula gibi isimlerle gerçekten güçlü bir kadromuz vardı. Benim için o zamanda kadroya giremez dediler ancak ben o dönem ki Fenerbahçe’nin kadrosunda 4 yıl banko oynadım ve en iyi futbolcuları arasındaydım.1984-85 sezonunda Galatasaray’a transfer oldum orda da 2 şampiyonluk gördüm ve Avrupa Şampiyon Kulüpler Kupasında yarı final oynayan takımın banko oyuncusuydum. Toprağı bol olsun Stankoviç, Veselinoviç, Juup Derwall, Mustafa Denizli ile birlikte çalıştım. Kariyerimin en güzel günlerini bu iki büyük kulüpte gördüm ve gerçekten 80’li yıllarda iyi bir iz bıraktığımı düşünüyorum.

Tabi bir de futbolculuğun yanı sıra özel hayat var. O dönemden akılda kalanlara göre çok alemci ve çapkın bir futbolcuymuşsunuz, doğru mu?

40 yaşımda evlendim, aşık oldum şu anki eşime, 8 yıldır evliyim ve çok mutluyum, Arif’le evli olmak zor, her gittiğin yerde hala eski anılarım falan soruluyor, çok rahatsız oluyorum, geçmişimde bugün evliliğimi bozacak herhangi kötü bir şey yapmadım, benim için her zaman alemci ve çapkın derler, ne alemciydim ne de çapkın, futbolcuydum, benim adımın yanına bir çok kadın ismi koydular, kimle adım anılsa, o kadın meşhur oldu, Hülya Avşar da Tanju’yu kullanmıştı, benim ismim de bir çok kadın tarafından kullanıldı, bir yandan futbol oynarken bir yandan da kadınları meşhur ettik yani, ama öyle yok “alemciydi, çok çapkındı” gibi yakıştırmaları kabul etmiyorum, İstanbul’da Fener ve Galatasaray’da oynayan ünlü bir futbolcuydum, ve böyle bir futbolcunun ne yaşaması gerekiyorsa ben de onları yaşadım, tamam kabul çok içerdik, gece gezerdik, ama bunları o zaman bir çok futbolcu yapıyordu, sanki şimdikiler içmiyor mu gezmiyor mu, daha beterler şimdiki futbolcular.

Futbolculuk döneminizde gece gezmelerindeki en önemli ekürilerinizden biri olan Abdülkerim hidayete ermiş, içkiyi bırakmış, namaza başlamış, sizin de böyle bir niyetiniz var mı?

İnşallah olur. Tabi ki müslümanız elhamdülillah ama ben camiye sadece bayram namazlarında giderim, Apo bıraktı, maşallah bir gece içki tepsinini kaldırıp atmış, camdan aşağı. Allah nasip ederse bir gün ben de tam anlamı ile dinimi yaşamak isterim.

Fenerbahçe’de başarılı oynarken niye Galatasaray’a gittiniz?

Para yüzünden, ben Fenerbahçe’de 4 yıl oynadım iki kez transfer görüşmesi yaptım, ikisinde de ben alemciyim diye bana para sormadılar, ilkinde boş mukaveleyi imzaladım, sonra hakkını yemeyim Fener büyük kulüp, bana fazla fazla ödediler, ikinci transfer mevsiminde ise yine alemci olduğum için “şu kadar para Arif oynarsan imzala” dediler, baktım para az ben de alemci olduğum için pazarlık yapamıyorum, ne diyeyim adamlara “ben bu paraya oynanam daha fazla verin” diyemiyorum o zaman bana derler ki “ulan zaten top oynadığından çok geziyorsun” ben de korkuma imzalıyordum, 84 senesinde Galatasaray istiyordu beni, daha fazla para teklif ettiler, ben de Fenerbahçe ile görüşme yaptıktan sonra ayrıldım, kimseye söylemedim, gittim 10 milyon lira borç aldım, getirdim Fener kulübüne verdim parayı, bonservisimi aldım, noterin kapanmasına iki saat vardı, hemen Galatasaray Başkanı Ali Uras’ın ofisine gittim, Alp Yalman ile imzaladık mukaveleyi, daha sonra Galatasaray kulübü 10 milyon liralık bonservis bedelini bana geri ödedi ben de o parayı borç aldığım ağabeye iade ettim ve Ali Uras’ın elini öpüp Galatasaraylı oldum.

Fenerbahçeliler ne tepki gösterdi?

Kıyamet koptu, ilk başta bilmiyorlardı ben kulüpten çıkarken bonservisimi aldım ve “abi ben Gaziantep’e gidiyorum” dedim öyle çıktım, Galatasaray’a gideceğim desem, bırakmazlardı, sonra rahmetli başkanlardan Semih Bayülken kıyametleri koparmış, “Arif’i nasıl satarsınız” diye, ertesi gün taraftarlar Dereağzını basıp kapı, pencere ne varsa indirdiler.

Gaziantep numarası iyiymiş, bu nereden aklınıza geldi?

Gerçekten Gaziantepspor da beni istiyordu ama bizim zamanımızda öyle kurallar vardı ki, eğer borç para alıp, bonservisimi almazsam, kulüpte kalacaktım sonra iş Ankara’ya kalacaktı. Gidecektim Ankara’ya Futbol Federasyonuna orada beni haraç mezat satacaklardı, ben 78 senesinde Rizespor’a transfer olmuştum, yine transferin son günüydü, ben Adanaspor’a gidiyorum diye yola çıktım, eşyalarımı hazırladım, uçak bileti aldım, bir baktım ki Rizespor’a satılmışım. O zaman açık arttırmaya düşüyordu oyuncu, tavuk gibi satıyorlardı, haraç mezat, kim çok verirse o alıyordu, Rizespor başkanı son anda arttırmış fiyatı o almış beni.

Hangi takımlıydınız?

Ben iyi bir Galatasaray’lıyım ancak Fenerbahçe’de 4 yıl forma giydim ve çok iyi maçlar çıkardım.Hatta en iyi maçlarımı da Fenerbahçe formasıyla Galatasaray’a karşı oynamışımdır.Fenerbahçe camiasının bende yeri ayrıdır.Çok iyi arkadaşlıklar edindim hala görüştüğüm arkadaşlarım var.Taraftarlar ile diyaloglarım çok iyiydi ve beni çok severlerdi.Galatasaray’da oynadığım dönemlerde de aynı şekilde Fenerbahçe’ye karşı çok iyi oynardım yani duygusal düşünmezdim çünkü futbolda duygusallığa yer yok,oynadığım iki kulüpte Türkiye’nin en büyük kulüpleri ve o formaları giymek her insana nasip olmaz bana nasip olmuştu.Bende profesyonelce taşıdığım iki büyük formanında hakkını verdim.

Şu anki jenerasyonun sizi izleme şansı olmadı, ama bir çok efsane var özellikle bilek hareketlerinizle ilgili

Ben gerçekten yetenekli bir futbolcuydum. Hatta kıvrak bileklerimden dolayı bana Brezilyalı futbolcu muamelesi yaparlardı. 1986 sensinde Galatasaray Brezilya’dan Oliviera isimli bir futbolcu almıştı. Bir gün idmanda gazeteciler benimde Brezilya futboluna yatkınlığımı bildikleri için ikimizi bir araya getirdiler top sektirdik.Ben topu hiç düşürmedim o birkaç kez düşürmüştü. Oliviera aynen şu ifadeyi kullanmıştı hiç unutmuyorum;sizde zaten bir Brezilyalı var beni neden aldınız diye.Daha sonra Oliviera benim onu idmanda madara etmemden dolayı bizde tutunamadı ve aynı sezon içerisinde Boluspor’a gitti.

Birde sizin o dönemin en iyi kalecisi Şenol Güneş’i iki ayrı tarafa yatırarak attığınız muhteşem bir gol vardı o anı anlatır mısın?

Evet öyle bir anımız var. Fenerbahçe’de forma giyerken,1982 senesinde Kadıköy’de 4-2 kazandığımız Trabzonspor maçında top bana geldi rakipleri çalımlayarak kaleye yaklaştım kaleci Şenol’u dediğiniz gibi iki ayrı tarafa yatırdım.Ancak golü atmadım takım arkadaşım Özcan Kızıltan’a çıkardım golü o yaptı. En büyük zevkimdi milleti çalımlayıp, boş kale önünde beklemek. Maçtan sonra gazetelerde okumuştum Kaleci Şenol’u mahkemeye veriyorlar diye. Nedeni ise ben Şenol’u yerden yerde yatırırken o esnada Kaleci Şenol çimleri yolmuş, Fener stadının çimleri de daha yeni yapılmıştı, gazetelerde Şenol’la dalga olsun diye “Fener Şenol Güneş’i mahkemeye veriyor; çimleri bozdu” gibi manşetler atmıştı. Ben öyle pozisyonlar çok bulurdum ama o gün ne yaptıysa Şenol yaptı, benim gibi adamın önüne öyle lapin gibi atlarsan, ben adamı rezil ederim.

Öyle kıvrak çalım atmayı nerede öğrendiniz?

Türkiye’de mahalle futbolu kültürünü bitirdiler.Biz mahallede sokağın ortasına iki taş koyup kale yapardık.Topu ayağımıza aldığımızda yoldan otobüs geçer topa basarsın otobüsün geçmesini beklerken, şoförü ile göz göze gelirsin işte o anda çalımı atar rakibi e-karte edersin. Kaldırımla duvar pası yaparsın,çalım atarken kaldırıma çıkıyorsun, kaldırımından iniyorsun rakibini geçiyorsun,bundan daha güzel futbol okulu olur mu? Ben ve benim gibiler bu üstün yeteneklerini hep mahalle futbolu yani sokaklarda kazanmıştır. Brezilyalı futbolcuların üstün teknikleri de çocuk yaşta hep plajlarda mahalle aralarında oynadıkları futbolla gelişmiştir. Ronaldo, Rivaldo, Ronaldinho gibi yıldızlar böyle doğdu.

Peki hem alemci olup, hem de iyi futbol oynamayı nasıl becerdiniz?

Gece hayatım beni kesinlikle kariyer anlamında hiçbir zaman sekteye uğratmadı. Dediğim gibi sadece alemciyiz diye yöneticilerle para pazarlığı yapmaya yüzümüz yoktu. Türkiye’ye Liglerinin en büyük takımları olan Fenerbahçe ve Galatasaray’da forma giymem ve her iki büyük kulüpte başarılara imza atmam bunun kanıtıdır. 14 kez Ümit Milli 17 kez de A Milli formayı giydim.Gençliğimizde Anadolu’dan İstanbul’a gelen her futbolcu gibi bizde gece hayatına takıldık magazin basınının manşetlerinden düşmedik ama sahaya çıktığımızda profesyonelliğimizin gereğini yerine getirdik.

Bir çok futbolcu arkadaşınızın da sizin gibi eğlenceli tipler olduğunu biliyoruz, hep beraber bir yerlere gittiğinizde de bir sürü malzeme çıkıyordur öyle değil mi?

Size aklıma gelen bir iki tanesini anlatayım.Erdal Alpay, Fatih Terim’in de yakın dostudur. Erdal ağabeyin Tarabya ‘da Dolce Vita denilen bir gece Kulübü vardı.Bizde her akşam oraya takılıyoruz orada içiyoruz eğleniyoruz. Mekan zula yerde, gazeteciler falan kimse bilmiyor, önceleri haftada bir gün gitmeye başladık sonra hemen hemen her gece takıldı, ben, Yaşar, Erdoğan Arıca falan, keyfimiz kıyaktı. Bir gece yine sabahladık Dolce Vita’da ertesi sabah antrenmana gittik, tabi biz zomuz, birkaç saatlik uyku, daha ayılamamışız, esniyoruz falan o sırada soyunma odasına toprağı bol olsun teknik direktör Stankoviç girdi ve “ohh ohh mamma mia mamma mia Dolce Vita” dedi. Ben tabi şok oldum döndüm Yaşarlara “vay ibne. Allah’ın Yugoslav’ı nereden öğrendi lan bu amına koduğum Dolce Vita gece Kulübüne takıldığımızı, hani lan kimse bilmiyordu, mekan zulaydı” dedim. Yaşar “ulan bu ibne yoksa bizi mi takip ediyor” dedi, o arada Stankoviç bizim bir işler karıştırdığımızı anladı, üstümüze geldi biz de öttük, meğerse Dolce Vita Yugoslav’ca “tatlı hayat” anlamına geliyormuş. Adamın bir şeyden haberi yok bizi uykulu görünce “o tatlı hayat, dolce vita, ne güzel İstanbul” gibi takılmak istemiş, ben nereden bileyim Dolce Vita’yı, biz sadece bizim takıldığımız mekan sanıyoruz, öyle bir enayilik yapıp, yakalanmıştık.

Bir tane daha var diyordun onu da anlatır mısın?

Bir seferinde de Yaşar ile birkaç arkadaş daha var İzmir’de Çeşme Altın Yunus oteline tatile gittik. Altay’dan bize gelen Erdi o zaman asker İzmir’de o da bizi ziyarete gelmiş beraber takılıyoruz. Tabi otelin kumarhanesinde kumar oynuyoruz yiyoruz içiyoruz eğleniyoruz. Paramız bitti ama muhabbet iyi “biraz daha kalalım” dedik sonra o zaman bizim takım menajeri Erol Togay’ı arayıp “Erol abi bizim hesap biraz kabarık sen ödersin İstanbul’a dönünce hesaplaşırız seninle” dedim, o da “tamam Arifçim önemli değil” dedi Biz tatili bir hafta daha uzatıp, İstanbul’a döndük.Ulan bana bir telefon geldi Çeşme Altın Yunus otelinden arıyorlar, “Arif bey ben otel müdürü falanca, Arif bey sizin şu kadar hesabınız var ödemeden gittiniz vallahi sizin gibi şöhretli bir futbolcuya yakıştıramadık” falan gibi laflar ediyor bende beyefendi ne diyorsun Erol Togay’ı kastederek ben o İbne ‘ye parayı verdim göndermedi mi size, vay ibne Erol” dedim. Meğer telefondaki otel müdürü falan değilmiş, Erol Togay’mış, adam parayı otele ödemiş, bizi denemek için aramış, şüphelenmiş kumar falan oynadık diye, o yüzden otel müdürünün ağzından beni aramış, ben de küfürleri sıralayınca dayanamadı, “benim lan Arif, Erol Erol” dedi.

Bir de çok küfür edermişsiniz bu doğru mu?

E ederdik tabi, dedim ya biz sokak futbolundan gelme adamlarız, küfür de futbolun içinde vardı, çok sinirlenince ağzımızdan kaçardı, hatta bir seferinde Galatasaray Rapid Vien maçında baş parmaklarımla işaret parmaklarımı birleştirip, iki elimle yuvarlak yapıp bütün futbolculara “hepiniz ororspu çocuğusunuz” diye bağırmıştım.

Milli maçlarda malzeme var mıydı?

Bizim en malzemeli milli maçlarımız İngiltere’ye 8-0 yenildiğimiz maçlardı, orada Yaşar falan iyi şov yapmıştı, ben oynamayadım o maçların ikisinde de, iyi ki de sakatmışım, hatta birinin öncesinde Sarıyer maçında Erdal Keser, sakatlamıştı beni, hastanedeydim, maçı da hastanede izlemiştim, baktım bizimkiler paso gol yiyor, maç oldu 8, “ulan Arif ne ballı adamsın, sakat olmasan sen de orada madara olacaktın” demiştim.

Böyle bir hayat yaşayan adama lakap takmak da zor olmaz herhalde, üstelik sizin iki lakabınız vardı, nereden geliyor o lakaplar?

Benim ilk lakabım “çingene” diğeri ise “piç Arif”dir, bana genelde çingene Arif ya da Piç Arif derlerdi, Beşiktaş seyircisi genelde çingene lakabını kullanırdı, her maç bana özel tezahürat yaparlardı, “çin çin çin-ge-ne Arif” diye, ben de onları öperek selamlardım. Çingene lakabı, hem siyah tenli oluşum hem de İzmirli oluşum nedeni ile takıldı, piç ise fırlamalığımdan geliyor.

Fatih Terim ile aranız nasıldı?

Ben Galatasaray’a geldiğim sırada Fatih abi jübile yapıyordu, onun o Ali Sami Yen’de helikopterle sahaya inip, yaptığı jübilesini hatırlıyorum, işte ben hemen hemen o günlerde Galatasaray’a gelmiştim, milli takımda beraber oynamıştık, sonra 1989 yılında Galatasaray’dan ayrılıp, Göztepe’ye transfer oldum, yanıma bizim Kovaçeviç’i de aldım, Göztepe’de oynarken birkaç ay sonra Fatih abi’yi çağırıp, oraya teknik direktör yaptırdık. Fatih Terim, o dönem bize benzemezdi çok klas takılır, iyi giyinir, hep ağır adamlarla dolaşırdı, örneğin benim, Abdülkerim’in yanında sürekli “nereye gidiyoruz, ne yiyoruz, ne içiyoruz” diyen haybeciler varken, Fatih abi, aynı şimdiki futbolcuların yanlarında profesyonel danışmanlar falan olur ya o da öyle takılırdı. O yüzden biraz ukalaydı, hala görüşürüz kendisiyle.

Terim Galatasaray’da oynarken 14 sene şampiyonluk göremedi, o bıraktı sen geldin takım şampiyon oldu.

-O zaman taraftarlar, “Erdal, Arif, Prekazi, muallim” diye türküden bozma tezahürat yaparlardı bizim için, bir gün bir pasajda Fatih ağabeyle karşılaştık, beni gördü direk, “Erdal, Arif, Prekazi, fıs, fıs” dedi, içimden dedim “ulan ne fıs fısı, çat çat şampiyon olduk işte.”

Arif Kocabıyık kimdir?
1958 İzmir doğumlu, 1978-1979 Rizespor ardından 1980-1984 Yılları arası Fenerbahçe.1984-1989 yılları arasında Galatasaray daha sonra sırasıyla Göztepe,Bursa,Elazığ da forma giydi.1994 yılında İzmir Atatürk stadında oynanan Göztepe-Galatasaray karşılaşmasında Jübilesini yaptı.