Oradan oraya seyahat ederek büyüdük, ailemizi ülkemiz olarak gördük.

131 Görütülenme
iaydinlar
Nisan18/ 2013

Lhasa De Sela Con Toda Palabra, 27 Eylül 1972 New York doğumlu bir Meksikalı. Modern hayattan uzak kalmaya çalışan sıradışı ailesiyle mülkiyete bağlı olmadan büyümüş. Okul otobüsünden bozma araçlarıyla ABD ve Meksika sınırları içinde kardeşleriyle beraber gezip durmuşlar. Aslen yazar ve öğretmen olan babası, inşaat işçiliğinden meyve toplayıcılığına kadar her türlü işi yapıyormuş. Annesi ise fotoğrafçıymış. Anne ve babası çocuklarını masallar, kitaplar, mektuplar ve müzik ile büyütmüş. 12 yaşına bastığında ailesi ile San Francisco’ya taşınan Lhasa, çok kültürlü, farklı ailesinden ilham alarak şarkı söylemeye başlar. 1992 yılında 20 yaşına geldiğinde yaşadığı hayattan sıkılarak Montreal’de sirk eğitimi alan üç kız kardeşini ziyaret etmeye gider. Orada Quebecli sanatçı Yves Desrodiers ile tanışır. Sonra Lhasa şarkılarını Montreal’in barlarında söylemeye başlar. Aztek mitolojisinden izler taşıyan parçalardan oluşan ilk albümü “La Llorona”yı tamamen İspanyolca olarak evinin mutfağında kaydetmiş. İkinci albümünü sirk performansı ile ilgilenen kız kardeşlerinin yanında, kendisini çevresinden dört yıl boyunca izole ettiği bir dönemden sonra kaydetti. Bu sirk ile nerdeyse tüm Avrupa’yı dolaşır. Üçüncü albümü ise yakalandığı kanser hastalığına denk gelir, ancak Lhasa pes etmez, albüm 2009 ortalarında “Lhasa” adıyla raflarda yerini aldı. Kendisi gibi şarkıları da sınır tanımayan Lhasa de Sela, 1 Ocak 2010’da Montreal’deki evinde hayata gözlerini yumdu.

14 TEMMUZ 2005′DE SANATÇI İLE RADİKAL GAZETESİNDE YAPILAN RÖPORTAJ

Röportaj: ÖZGÜ ÖZMAN

İstanbul Caz Festivali için yola çıkmadan önce Lhasa’yla ülkesi Kanada’daki Toronto Downtown Jazz Festivali sırasında konuştuk. Lhasa’nın birbirinden çok farklı iki albümü var. İlki İspanyolca, adı ‘La Llorona’. Diğeri ise elektronik bir altyapısı olan ‘The Living Road’. Lhasa bize çocukluğunda yaşadığı göçebe hayatı, ilginç ailesini ve müziği anlattı. Tabii bu arada öğrendik ki Lhasa, bir Sezen Aksu hayranı…

İsmini Tibet’in başkentinden alıyorsun. İsminin hikâyesi nedir?

Annem ve babam dünyanın değişik yerlerindeki dini, manevi konulara ilgi duymuşlardır. Annem bana hamileyken Tibet ve Budizm konusunda kitaplar okuyormuş, oradan esinlenmiş.

İlginç bir ailen olmalı…

Amerika’da doğdum. Annem Amerikalı, babam Meksikalı. Annemin ailesi Rus-Yahudi ve Lübnan-İskoç karışımı; babamın ailesi Fransız-Polonyalı ve İngiliz-İspanyol karışımı. Babamın iki eşinden toplam 10 kardeşiz. Amerika ve Meksika’da oradan oraya seyahat ederek büyüdük. Nereye ait olduğumuz konusunda hiçbir zaman kafamız karışmadı, çünkü ailemizi ülkemiz olarak gördük. Bu yüzden ailem benim hikayemin büyük bir parçasını oluşturur.

Sana göre iyi şarkının tanımı?

İyi şarkı bana göre su sızdırmayan bir tekne gibidir. (Yaptığı betimlemeye bizimle birlikte kendisi de gülüyor.)

Risksiz mi demek istiyorsun?

Parçanın defalarca beni taşıyabileceğini bilmem lazım, bir arada duran bir şey olmalı. Başından sonuna kadar bütünlük içinde olmalı. Nasıl kurup bir arada tutacağını çok iyi planlaman lazım. Şarkıyı yazıp tamamlamakla olay bitmiyor.

O şarkıyı belki yüzlerce defa söyleyeceksin. Gücünü kaybetmeden her defasında yeni anlamlar alması, zamana uyup seninle birlikte değişebilmesi lazım.

Türkiye’de konser dışında neler yapmayı tasarlıyorsun?

Bir Sezen Aksu hayranı olarak Türkiye gezisi için çok heyecanlıydım. Kendisi o tarihlerde İstanbul’da olmayacağı için ne yazık ki görüşemeyeceğiz. İstanbul’un ilginç olacağına eminim; şimdiye kadar hiç o kadar doğuya gitmedim.

Sezen Aksu’yu nasıl duydun?

Montreal’de gittiğim müzik dükkânının sahibi Sezen Aksu’nun Goran Bregovic’le yaptığı albümü dinletti bir gün. Gerçekten çok etkilendim. Sonra ‘Deliveren’i aldım. Şimdi menejeri en son albümünü gönderdi. Harika bir kişilik.

 

Etiketler:,